arûs-ı ma‘nâ, arûs-ı hayâl, arûs-ı bedî‘ ü beyân, arûs-ı ebkâr-ı efkâr, arûs-ı ebkâr-ı tab‘, arûs-ı hüsn-i makâl
* Şiirde daha önce söylenmemiş veya nadir söylenmiş, elde edilmesi zor ve etkileyici güzellikte manalar ve güzel şiirler için kullanılan bir terim.
Arûs, Arapça bir kelime olup gelin, yeni evlenmiş kadın veya evlenmek üzere süslenmiş kız (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 934), güveyi (Ahterî, 1978. s. 298) anlamlarına gelir. Ma’ânî; anlam, iç, iç yüz,rüya ve akla yakın sebep anlamlarına gelen Arapça ma’nâ kelimesinin çoğuludur. Manalar anlamına gelir (Devellioğlu 1999, s. 557). Ayrıca nahvin ince meselelerini konu edinen bir ilim adıdır (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 1369). Bu iki kelimenin birlikte oluşturduğu terkip olan arûs-ı ma’ânî, “manalar gelini” ve “ma’ânî ilminin gelini” gibi anlamlar ifade eder.
Etkileyici bir güzelliğe sahip, ortaya konulabilmesi ve elde edilmesi zor olan yeni ve orijinal manalar ve bu manaları ihtiva eden şiir.
Doğu geleneğinde irfan ve fazilet sahiplerinin elde ettiği güzel ve çekici mana ve fikirler bir gelin, bunları şiir sanatı aracılığı ile düzenlemek ise gelinin süslenmesi olarak tasavvur edilir. Bu durum Devletşah tezkiresinde “İrfan ve fazilet sahipleri garip manaları ve nice bilgileri bir gelin gibi tasavvur etmişlerdir. Bunların nazma çekilmesini [şiir haline getirilmesini] fikir gelinlerinin süsü olarak tanımışlardır.” (Devletşah, 2011, s. 5) şeklinde izah edilir. Şiir ile ilgili vasıflandırmalarda “arûs”a yer veren tezkire yazarlarından Sehî Bey ifadeyi “nev-arûs-ı bedî‘ ü beyân”, “arûs-ı ebkâr-ı tab‘” (İpekten vd. 2017, s. 4, 95) gibi terkiplerde yenilik, daha önce keşfedilmemişlik veya dile getirilmemişlik vurgusu eşliğinde; Latîfî “arûs-ı nazm”, “arûṣ-ı nazm-ı kelâm” ve “arûs-ı hüsn-i makâl” (Canım, 2018, s. 412, 311, 496) şeklinde nadir ve muntazam güzellikte, usta şairin maharetinin eseri olan şiiri kasten ve Ahdî “arûs-ı fikr” (Solmaz, 2018, s. 245), Sâlim “arûs-ı ebkâr-ı fikr” (İnce, 2018, s. 253) terkipleri içerisinde şairin zihin ve muhayyilesinin yeni ve güzel şiirlere kaynaklık etme yönünü belirtirken sarf eder.
Arûs-ı ma‘ânî terimi, Âşık Çelebi ve Rızâ tezkirelerinde yer alır; “nev”, “ebkâr”, “hüsn”, “zîbâ”, “zînet”, “bedî‘a” ve “şûh” gibi yenilik ve güzellik bildiren ifadelerin bulunduğu cümleler içerisinde ve “arûs”un şiirin vasfına dair yukarıda bahsi geçen manalarını ihtiva edecek şekilde kullanılır. İlk olarak Âşık Çelebi tarafından Zâtî anlatılırken, güç elde edilen mana ve şiirin karşılığı olarak zikredilir. Çelebiye göre Zâtî, yanına gelen nice şairlerin bin bir güçlükle elde ettikleri “arûs-ı ma‘ânî”yi, yani daha önce duyulmamış güzel manaları ve bunları ihtiva eden şiirleri kolaylıkla kendine mal etmiştir (Örnek 1).
Terim, Rızâ Tezkiresi’nde de aynı manaları karşılar. Rızâ’ya göre başarılı şair, Allah’ın yardımı sayesinde sanatındaki hüner ile “arûs-ı ma‘ânî”yi en güzel süsleyen şairdir (Örnek 2). Onun “arûs-ı ma‘ânî-i bedî‘ası”, daha önce kimse tarafından dile getirilmemiş ve ender güzellikte manalarla dolu şiirleri, irfan erbabının candan aşina ve dostudur (Örnek 3).
Sonuç olarak “arûs-ı ma‘ânî”, güç elde edilen ve daha önce ortaya çıkarılamamış ender güzellikte manalar ve bu manaları ihtiva eden şiirleri kasten kullanılan bir terimdir.
Arûs-ı ma’ânî terim olarak Meşâ’irü’ş-Şu’arâ’da 1, Rızâ Tezkiresi’nde 2 defa kullanılmıştır.
Örnek 1:
Reml bahânesiyle şu‘arâ ayagına varurlar, didükleri eş‘ârı gösterürler, her şâ‘ir mâ-melek ü makdûrın getürüp öninde der-miyân iderdi, ol içinde yakası açılmaduk sözleri girîbânına koyup hâlede mâh gibi pinhân iderdi. El arûs-ı mâ‘ânîye dest-res bulmakda Yûsuf kızlıgın çekerler, ol râyegân ebkâr-ı efkâr kucardı, metâ‘-ı şi‘ri ucuz düşürürdi (Kılıç, 2018, s. 668).
Örnek 2:
Kasâ’id ü gazeliyyâtı selîs ü dil-güşâ ve tercî‘-bendleri hod biribirinden a‘lâdur. Hakkâ ki arûs-ı ma‘ânîye bu mertebe zîb ü ziynet virmek dâd-ı Hudâ’dur(Zavotçu, 2017, s. 81).
Örnek 3:
Hakkâ ki vâdî-i tâze-gûyîde muhteri‘ü’t-tarz ve pâkîze-hayâl olup nazm-ı dil-pezîri şûh u selîs ve arûs-ı ma’ânî-i bedî‘ası erbâb-ı irfâna enîs ü celîsdür (Zavotçu, 2017, s. 137).
Ahterî Mustafa (1978). Ahterî Kebîr Arapça-Türkçe Büyük Lûgat. hzl. İ. İlhami Ulaş ve Abdülkadir Dedeoğlu. İstanbul: Osmanlı Yayınevi.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html
Devellioğlu F. (1999). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yay.
Devletşah (2011). Şair Tezkireleri. çev.: Necati Lugal. İstanbul: Pinhan Yay.
İnce, A. (hzl.) (2018). Mı̂rzâ-zâde Mehmed Sâlı̇m Efendı̇ Tezkı̇retü’ş-şu‘arâ (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-203805/mirza-zade-mehmed-salim-tezkiretu39s-su39ara.html
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html
Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebı̇ Tezkı̇retü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmî (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.
Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html