şi‘r-i ‘âm-gîr, eş‘âr-ı ‘âm-gîr, ‘âm-gîr gazel, ‘âm-gîr söz
* Sözlüklerde “umuma, herkese ait; umumî” anlamındaki Arapça bir sıfat olan ‘âm ile “tutan, tutucu; yayılan, yayıcı” anlamındaki Farsça bir sıfat olan gîr sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuş, “halk arasında yayılmış; insanların geneli tarafından tanınan, bilinen ve tutulan” anlamları verilebilecek; tezkirelerde ise “insanların geneline yayılmış, umumî bir şöhrete kavuşmuş, halk tarafından tutulan, beğenilen, sevilen söz/gazel/şiir” karşılığında kullanılan terim.
‘Âm-gîr; Arapça bir sıfat olan ‘âm kelimesiyle Farsça sıfat görevindeki gîr kelimesinin bir araya gelmesinden oluşmuştur. ‘Âm kelimesinin Arapça ‘umûm’dan türediğini belirten Şemseddin Sâmî, kelimenin “umuma yani herkese ‘âid, ‘umumî, cümleye râci‘; havâsa mahsûs olmayıp umûm içün olmağla müntehib ve güzîde olmayan, ‘âdî, bayağı” anlamlarında kullanıldığını belirtirken (1998: s. 924); Ayverdi de kelimenin yine “herkese âit ve şâmil olmak” anlamındaki umûm’dan geldiğini belirterek kelimeye “herkese âit, umûma mahsus; seçkin olmayan, umûma hitap edecek seviyede olan, sıradan; avam tabakası, halk tabakası” karşılıklarını vermiştir (2010: s. 50). Şemseddin Sâmî, Farsça “giriften” fiilinden türeyen bir sıfat olduğunu belirttiği “gîr” için “tutan, kabz u zabt eden; yayılan, intişar eden, münteşir” anlamlarını verirken (1998: s. 1223); Ferheng-i Şu‘ûrî’de kelimenin “giriften” fiilinin “sîgâ-yı emr ve vasf-ı terkîbî” olduğu, “giriften”in ise “tutmak, esîr u ḥabs eylemek ve gönül daralmak” manalarına geldiği ifade edilir (Yılmaz, 2019: s. 3173). Ziya Şükûn da yine kelimenin “giriften” fiilinden emir olduğunu belirttikten sonra, “girift” ve “giriften” için ise “tutmak, tutulmak, almak, saklamak, giriftar olmak, ezgili ve mevceli nağmeler izhar etmek, saz telleri üzerinde parmakları bir nevi yürütmek, ay ve güneş tutulmak, mızrak batırmak ve mecâzen serzeniş, itiraz ve muâheze etmek” manalarını verir (1984: s. 1660, 1724). Ayverdi ise “giriften” fiilinden “gîr” sıfatı için “Sonuna geldiği kelimelere ‘tutan, tutucu, alan, zapt eden; yayılan, yayıcı’ anlamı katarak Farsça usulüyle birleşik sıfatlar yapar.” açıklamasında bulunur (2010: s. 421). Bunlardan hareketle ‘âm-gîr için “halk arasında yayılmış; insanların geneli tarafından tanınan, bilinen ve tutulan” karşılığı verilebilir.
‘Âm-gîr” kelimesinin, tezkirelerdeki kullanımlarına bakılarak “insanların geneline yayılmış, umumî bir şöhrete kavuşmuş, halk tarafından tutulan, sevilen söz/gazel/şiir” anlamlarındadır.
Çetindağ’ın, Herat Mektebi tezkireleri (Baharistan, Devletşah Tezkiresi ve Mecâlisü’n-Nefâis) üzerine yaptığı şiir ve şaire yönelik değerlendirmeleri incelendiğinde bu tezkirelerde ‘âm-gîr teriminin kullanılmadığı görülecektir (2002: s. 115-118).
Anadolu sahasında bu terimden ilk defa söz eden, Sehî Bey olmuştur. Heşt-Bihişt’te, ‘âm-gîr ifadesi dört şairden söz edilirken kullanılmıştır. Revânî maddesinde, şairin şiirlerinin “herkes tarafından bilinen, parlak gazelleri ve hoşa giden, güzel matlaları” olduğu; Amrî maddesinde şairin “hoşa giden, halk arasında yayılmış şiirleri” olduğu; Ferrûhî maddesinde şairin şiirlerinin “herkes tarafından bilinen ve hoşa giden özellikte olması hasebiyle insanlar arasında çok okunduğu”; Cüvânî maddesinde ise şairin “halk arasında yayılmış sözleri olduğu” belirtilirken bu terime yer verilmiştir (İpekten ve diğ., 2017, s. 102, 103, 144, 154)(Örnek 1).
Latîfî ise tezkiresinde Necâtî, Ferrûhî ve Vasfî’den söz ederken bu terime yer vermiştir. Tezkirede Necâtî’nin şiirinin halk arasında ve ilim ehli nezdinde yaygın olmasının sebebi olarak şiirlerinde âşıkların hâllerinden bahsetmesi ve hemen her beytinde bir mesele yer vermesi gösterilmiştir (Canım, 2018, s. 503)(Örnek 2).
Latîfî, Vasfî’nin “şirin, rengin, güzel, gönül çekici, akıcı ve tesirli” olduğunu belirttiği şiirlerinin ‘âm-gîr olması bakımından Necâtî’ye benzetir; Ferrûhî’nin şiirlerinin ise avam arasında şöhret kazandığını vurgularken yine bu terime yer verir (Canım, 2018, s. 408, 552). Her üç kullanımda da terimin, halkın geneli arasında yayılmış, şöhreti olan; halk tarafından sevilen şiir karşılığıyla kullanıldığı görülmektedir (Kaplan, 2018, s. 155).
Âşık Çelebi ise, sadece İshak Çelebi maddesinde bu terimi kullanır. Eserde, şairin gazellerinin “yapmacık ve zorlama söyleyişten uzak, sade ve açık” bir şekilde “güzel ve zarif bir üslup”la söylendiği belirtilir ve gazellerinin çoğunun özellikle kâse-bâzlar ile hengâme-perdâzlar arasında yaygın olduğuna işaret edilerek yine avam arasında bilinirliğine vurgu yapılır (Kılıç, 2018, s. 136)(Örnek 3).
Bu terim, Anadolu sahası tezkirelerinden Sehî Bey’de 4, Latîfî’de 3 ve Âşık Çelebi’de 1 kere kullanılmıştır.
Örnek 1:
(Revânî) ‘Âm-gîr ra‘nâ gazelleri ve hoş-âyende zîbâ matla‘ları var (İpekten ve diğ., 2017, s. 102).
(‘Amrî) Hayli ehl-i dil nâzük kâmil hoş-âyende ‘âm-gîr eş‘ârı ve garrâ bî-bedel güftârı var (İpekten ve diğ., 2017, s.103).
(Ferrûhî) Eş‘ârı ‘âm-gîr ve hoş-âyende oldugı haysiyyetle beyne’n-nâs çok okunur pesendîdedür (İpekten ve diğ., 2017, s.144).
(Cüvânî) ‘Âm-gîr sözleri ve merdâne eş‘ârı vardur (İpekten ve diğ., 2017, s.154).
Örnek 2:
(Necâtî) … her şiʿri ḥasb-i ḥâl-i ʿâşıḳ ve her beyti mesele muvâfıḳ u muṭâbıḳ düşüp ʿâm-gîr ü dil-pezîr olduġıyçün şöhret-i şiʿrle meşhûr-ı ʿâlem ve ʿınde’l-efâżıl ve’l-ahâlî maḳbûl ü müsellem olmışdur (Canım, 2018, s. 503).
(Ferrûhî) Lâkin şiʿri ʿâmiyâne ve elfâẓ u edâsı ümmiyânedür. Tahayyül-i hayâl ve taṣarruf-ı makâlde cevelân-ı ṭabʿı çendân degüldür. Ammâ şiʿri âmiyâne ve ʿâm-gîr olduġı ecilden âyende ve revendeye ḫoş-âyende gelüp esnâ-yı ʿavâmü’n-nâsda şöhret-i tâmı ve iftihâr-ı mâlâ-kelâmı vardur (Canım, 2018, s.408)
(Vasfî) Şiʿri şîrîn ü rengîn reng ü çâşnîde maṭbû u dil-pezîr ve eşʿâr-ı âbdâr-ı âteş-teʾsîri ʿâm-gîrlükde şiʿr-i Necâtîye bedîl ü naẓîrdür (Canım, 2018, s. 552).
Örnek 3:
Merhûmun tarz-ı gazeli levendâne vü küşâde ekseri tasannu‘ u tekellüfden sâde hûb u latîf edâda vâkı‘ olmışdur. Ol cihetden ekser-i gazelleri ‘âm-gîr kâse-bâzlar içinde müsta‘mil ve hengâme-perdâzlar dilinde mütenâvildür (Kılıç, 2018: s.136).
Ayverdi, İ. (2010). Kubbealtı Lügatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Yayınları.
Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf?0
Çetindağ, Y. (2002). Eleştiri Terimleri Açısından Herat Mektebi Tezkirelerinin Anadolu Tezkirelerine Tesiri. Bilig. (22), 109-132.
İpekten, H., Kut, G., İsen, M., Ayan, H., ve Karabey, T. (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html
Kaplan, F. (2018). Latîfî Tezkiresi’nde Edebî Eleştiri Terimleri ve Edebiyat Eleştirisi. Doktora Tezi. Muğla: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi SBE.
Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html
Şemseddin Sami (1998). Kâmûs-ı Türkî. (Ed: Ebru Özel, Nuri Kaymakçı). İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım.
Şükun, Ziya (1984). Farsça-Türkçe Lügat Gencîne-i Güftâr Ferheng-i Ziya. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Yılmaz, O. (hzl.) (2019). Şu‘ûrî Hasan Efendi Lisânu’l-Acem Ferheng-i Şu‘ûrî. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.